Okul Seçimi Yaparken…

 

 

 

Bazı aileler daha tatile çıkmadan çocuklarını hangi okullara göndereceklerine karar verdiler. Bazıları ise “Acelesi yok.”, “Tatil bitsin.”, “Eylül gelsin bakarız.” düşüncesindeler. Çocukları için en iyi okulun hangisi olduğuna karar vermekte güçlük çeken ailelere, önce kendilerini sonra da okulları tanımalarını tavsiye ediyorum. 

 

Çocuğa uygun okul seçme telaşındaki birçok anne-baba ile görüştüm son zamanlarda. Hepsinin kafası çok karışık. Okullardan beklediklerini anlattıklarında, kendilerinin çocuğun eğitimine okul aracılığıyla nasıl katkı sağlayabileceklerini pek düşünmediklerini fark ettim. Oysaki özellikle okul öncesi dönemde okul-aile işbirliği çocuğun gelişimi açısından çok önemli. Bu nedenle okul ile görüşme yaparken, okula onlardan beklediklerini aktarırken, anne babalar mutlaka veli olarak “Siz bizden ne bekliyorsunuz?” sorusunu sormalılar.

 

Anaokulu ziyaretlerime geçtiğimiz senelerde henüz doktora tezimi yazma sürecindeyken başlamıştım. O günden bu yana sayısını hatırlamadığım kadar okul ile tanıştım ve hala da tanışmaya devam ediyorum. Bu yazımda bu deneyimlerimden bir kaçından bahsederek, anne babalarda okullarda sunulan hizmetlerle ilgili farkındalık yaratmayı umuyorum.

 

Ziyaret ettiğim bir anaokulu sımsıcak, geleneksel bir mahalle anaokuluydu. Ortam cıvıl cıvıl ve enerji doluydu. Sınıfları gezdiğimde dans eden çocukların arasına karışmamak için kendimi zor tuttum!  Diğer bir anaokulu ise kayıtlarını çoktan doldurmuş, Montessori* eğitimi veren bir anaokulu. Ortalık çok sessiz ve sakindi. Hatta ben “Tatilde misiniz?” diye bile sordum. "Şimdi dinlenme saati ama genelde de sessizdir anaokulumuz." diye bir cevap aldım. Dinlenme saati olduğu için okulu gezmeye fırsatım olmadı. Ama binadan çıkarken enerjimin tutmadığını hissettim. Bazen anaokullarını seçmek duygusal olarak bu kadar kolay olabilir. Duygu tutmaz, enerjisi uyuşmaz, size güven vermez veya ikna etmez. Ya da işte burası dersiniz. Çocuğum burada mutlu olur. Ancak bu süreç her zaman bu kadar kolay işlemez. Günlerce farklı okul ziyaret etmek zorunda kalabilirsiniz. Özellikle çalışan anne babalar için bu hem vakit alıcı hem de enerji kaybettirici bir süreç olabilir.

 

 

 

Psikolog olduğum için genelde bir okulu sunduğu psikolojik ve pedagojik hizmetler bakımından değerlendirerek tanımaya başlıyorum. Yaptığım görüşmeler sırasında Türkiye'de anaokulunda çalışan psikologlardan beklenilen ilk şeyin testörlük olduğunu anladım. Daha sonra ailelerin gözünü boyama (ya da ikna edebilme diyelim) potansiyeli de önemli bir ölçüttü. Görüştüğüm anaokullarının birinde geçen sene çalışmış psikoloğa bir sene boyunca neler yaptığını sorduğumda “Bütün testleri uyguladım.” diye bir cevap alınca irkildiğimi itiraf etmeliyim. Başka bir anaokulu ise bana ilk sorusunda siz hangi testleri yapıyorsunuz diye sordu. Ben felsefik duruşumu açıklamaya çalıştığımda "Ama aileler bilimsel sonuçlar görmek istiyorlar!" yanıtını aldım. Burasının bireysel eğitim vermekle övünen, her çocuğun kendi hızıyla öğrenmesini destekleyen bir kurum olmasına rağmen, standardize edilmiş testler uygulanmasını talep etmesi ve velilere bu hizmeti sunması bana sadece bir paradoksu çağrıştırdı. 

 

Nedenini anlatayım. Hem böylece veliler de psikolojik değerlendirme süreçleri konusunda biraz farkındalık kazanır.

 

Öncelikle psikolojik test nedir bunu öğrenmek gerek. Daha sonra da ölçek, envanter, görüşme formları, projektif testler vs vs gibi diğer ölçme araçlarını ve bunların farklarını. Bunları öğrendikten sonra uygulanan ölçme aracının ne kadar güncel olduğunu araştırmak gerek. 

 

 

 

Ölçümlerde kullanılan normlar günümüz çocuklarının yaşam standartlarına, kültürel farklılıklara ne kadar duyarlı? Çocukları yaşadıkları sosyal bağlam içinde mi değerlendiriyor, yoksa sadece bir biyolojik varlık olarak mı? Gerçekten ölçüm gerektiren tüm alanları değerlendiriyor mu? Ayrıca test uygulama nedeniniz nedir? Mesela envanterler gelişim takibi için tüm çocuklara uygulanabilecekken testlerin sadece bir şeylerden şüphelenilen çocuklara uygulanması etik açıdan daha uygundur. Piyasada sıklıkla uygulanan bazı "Okula Hazır Oluşluk" ya da "Okul Olgunluğu" testlerinin bir kısmının artık çıktıkları ülkelerde güncelliklerini yitirdikleri için kullanılmadıklarını, diğer bazı testlerin de okul olgunluğunu sadece akademik (bilişsel) ve sosyal boyutuyla ölçerlerken duygusal boyutu hiçe saydıklarını biliyorum. 

 

 

 

Felsefem doğrultusunda, özellikle anaokulu düzeyinde uygulanan birçok teste Amerikan ekolünün bir parçası olması ve bireysel farklılıkları hiçe sayıp, tüm çocukları sayısallaştırarak belli kalıplara sokmaya çalışarak değerlendirme yapmalarından dolayı çok sıcak bakmıyorum. Test uygulamasını bilmiyor değilim. Sağ olsun hocalarımız bu psikolojik testler konusunda Hacettepe'de bize uygulamalı olarak çok sağlam eğitimler verdiler. Üstüne de Türk Psikologlar Derneği'nde ya da diğer derneklerden aldığım psikolojik değerlendirme araçlarıyla ilgili eğitimleri de aldım ve almaya da devam ediyorum. Ama anaokuluna iş görüşmesine gittiğimde ilk sorulan soru “Test yapıyor musunuz?” olunca, ben orada çalışamayacağımı anlıyorum. “Test yapmayı biliyorum ama felsefe olarak yapmayı çok yerinde bulmuyorum.” diyorum. Eee peki nasıl ölçüyorsunuz diye soruyorlar. Gözlem ve görüşme diyorum. Gözlem ve görüşmenin gücünü küçümseyen anaokulları sorumlularının bu iki yöntemin bilimsel araştırmalarda ne kadar önemli veri toplama araçları olduklarını bilmediklerini düşünüyorum. Ayrıca her seferinde Klinik Psikolog olmadığımı ve Eğitim Psikoloğunun yaklaşımı nasıldır bunu açıklamaya çalışıyorum ısrarla. Okullarında Klinik Psikolog çalıştırmakla övünen bir eğitimin kurumunun genel popülasyondan ziyade özel bir azınlığa hizmet etmeyi amaçlayıp amaçlamadığı sorusu aklıma takılıyor. Her seferinde okulların klinik bir ortam olmadığı konusunda kendimi telkin etmem gerekiyor. Velilerin ne kadarı bu kadar önemli bir konuda bu kadar hassas analiz yapar bilemem. Ancak okul öncesi dönemde çocuğun gelişiminin ve öğrenme sürecinin yakın plandan takibi çok önemlidir. Bu takibin de eğitimciler tarafından yapılması gerekir. Test yapmakla övünen bir psikolojik danışmanlık birimindense; sistematik gözleme önem vererek, kalıplaşmış jenerik cümlelerden oluşan raporlar yerine somut gözlem anlarını raporlaştıran okul öncesi eğitim kurumları daha değerlidir.

 

 

 

 

Her görüşmede kendimi biraz daha tanıdım. Psikologları sadece testör olarak gören, aileleri hassas konularda ikna etmek için çabalayan anaokullarının sayıca fazla olması beni biraz ürküttü. Fakat bu süreçte sayıca az da olsa çok değerli işlere imza atan, çocukların her anını takip eden okulların varlığından da haberdar oldum. Çocuğa değer veren, ailelerin nabzına göre şerbet veren değil, eğitim felsefesi ve bir duruşu olan okullarda kendimi daha iyi hissettiğimi fark ettim. Velilerin de çocukları için okul seçerlerken eğitimci duruşu olan bir okul ile işletmeci duruşu olan okulu ayırt edebilmeleri, kurum seçme sürecinde onların sonuca daha kolay ulaşmalarını sağlayacaktır.

 

Her geçen gün yeni okullarla tanışırken bir yandan da “Çocuğumu hangi okula göndersem?” telaşına kapılmış velilere okul seçimi konusunda danışmanlık vermeye, hem ailenin kendi dinamiklerini tanımasına hem de çocuğun ihtiyaçlarına en ideal şekilde cevap verebilecek eğitim kurumunu seçebilmeleri konusunda kolaylaştırıcılık yapmaya devam ediyorum.

 

Eğer siz de anne-baba olarak çocuğunuzla ilgili gelecekte nasıl bir gelecek düşlediğinize karar veremiyorsanız veya hayallerinize uygun bir okul bulma konusunda kafa karışıklığı yaşıyorsanız okul secimi danışmanlığımızdan faydalanabilirsiniz.

 

 

 

 

Please reload

Popüler İçerikler

Çocuklara Cinsel İstismar Tehlikesini Öğretmek

October 25, 2016

1/3
Please reload

Güncel İçerikler
Please reload

Arşiv
Please reload

Etiketler
Bizi takip edin
  • LinkedIn Social Icon
  • Instagram Social Icon
  • Facebook Basic Square
  • Twitter Basic Square